ÜÇGEN
Bir varmış, bir yokmuş. Çok uzaklarda bir yerde bir üçgen varmış , bildiğimiz insanların yaşadığı bildiğimiz bir üçgen. Ütopyalar ülkesinden filan değil anlatacağım öykü. Bildiğimiz insanların yaşadığı bildiğimiz bir yer.
Önce uzaktan gördüler birbirlerini, bir iç açıyla bir dış açı. Dış açı burnunu restorantın camına dayayan bir sokak çocuğu gibi yaklaştı üçgenin köşesine, iç açı da evden kaçan yaramaz bir çocuk gibi gitti üçgenin köşesine. Masal bu ya bir garson elinde bir sopyala gelip kovalamadı sokak çocuğunu. İç açı bir best seller kitaptan filan değil, dış açının gözlerinden okuyup öğrendi içini. Dış açı ise iç açının gözlerinin içine baktı, sobanın yanında kıvrılmaya alışmış bir kedinin bakışları vardı, gördü görmedi değil ama hayatında bir kez olsun görü

de görmemezlikten gelmeyi istedi. Gözlerindeki yalnız gecelerine sakladığı tüm yaralı anıları çekti içine uyuşuk kedi gözlerini unutmak için. Büyük bir andı bu, Romeo ve Jüliet ten daha öte bir şeydi, bir serseriyle bir kedinin büyük aşkı başlıyordu, zaman ve mekan donmuştu, konumları donmuştu, yaşam donmuştu, ufukta güzel bir manzara, üç yüzyıl boyunca bir çay bahçesinde çay içiyorlardı. İç açı ne zamandan beri kaçmak istiyordu, ne zamandan beri gerçek şeyler yaşamak istiyordu, hissetikleri duygu yoğunluğu karşısında tüm dünya diz çökmeliydi, tüm dünya bu sahneyi ıslak gözlerle izlemeliydi. İş te o an herşey olabilirdi, dış açı iç açıyı takı

koluna götürebilir, kulübelerini o adada kurup sonsuza kadar mutlu olabilirler, 50 yaşlarında yataktan huzur içinde uyanı

onun yanındaki varlığını hissedip dışarıdaki yağmur sesiyle uykularına dalabilirler...
(Hooop dedi hayat bir masalda bile birleşemez bir iç açıyla bir dış açı

Hayvan ölülerinden paltolarıyla meraklı arkadaşları kapıya damlamakta gecikmedi, meraklı bakışlarıyla. İÇ açı onlara baktı sarhoşluğunun bahanelerini hazırladı kafasında ertesi gün için, üşüdüğünü farketti birden paltosu yoktu. Ve tüm kaçışları erteleyip sıcak yaz gecelerine, içeri kaçtı o eski yaşamına yine. Söylendiğine göre iç açı hiç unutamamış dış açıyı ve canı çok sıkılıyormuş içerde, dış açıysa çoktan unutmuş iç açıyı, gözlerindeyse hala o çocuk bakışları, asi bir rüzgar alaycılığı...
Belki de bir filozof söylese aforizma olarak okuyabileceğimiz cümleler çıkmaya başladı ağzından:
Herşey oyun, herşey ve bunu ciddiye almak hata...çünkü hayat ekmek almaktan ibarettir, çünkü felsefe eski yunandan itibaren havuz başında oturup, halkın sözcüsü olma yolunda çalışan salak göbeşlerin işi...çünkü kabile hayatından bireysel yaşama geçerken bir boşluk kaldı içimizde hiç kapanmayan...
aldatmaya ve aldatılmaya yakınlığımız bundan... çünkü kargalar birbirine en bağlı hayvanlardır, bir karga sürümüz olmadığı için bu yaralar...çünkü taksimde eve çıkmalar bir intihar vakası ile son bulurdu her zaman...çünkü gerçeği keşfedemeyiz, çünkü algılar, çünkü gerçeğin göreceliği...
[link]
You have some excellent photography, I look forward to seeing more
Previous PageNext Page